Embed

6 ARALIK 2010 - Söyleşi - Yenigün Gazetesi

 

Vicdani retçi, kil işlerinden para kazanan, tiyatro gönüllüsü kapkara uzun saçlı, uzun tırnaklı, garip sakallı Bora Şahinkara’yı tanıyor musunuz? Tanıyın şaşıracaksınız!
 
 
Hayalperest bir çocuğum ben…
 
 
Kapkara uzun saçlı genç çocuk, kapkara uzun sakallı genç çocuk, kapkara boyanmış uzun tırnaklı çocuk başını önüne eğmiş plastik bir kabın içindeki kil hamurunu yoğuruyordu… Kafasından Metallica’nın “Death Magnetic” müziğinin melodisi geçiyordu… Kollarıyla parmaklarıyla yoğurdukça yoğurdu kırmızı renkli kil topağını… Kıvamına gelip gelmediğine baktı şöyle bir… Hani derler ya “kulak memesi” yumuşaklığına ulaştı mı diye… Bir süre sonra baktı ki kil istediği sertliğe ulaşmıştı… Metallica’nın “Death Magnetic” de o müthiş bateri solosuyla son bulmuştu… O kapkara uzun saçlı, kapkara sakallı genç ne mi yapıyordu? “Kil işleri” yapıyordu… Hayalperestti kendince… Durur düşünürdü… Düşünürdü… Bakın ne yazmış hayalperest Bora Şahinkara…
"Ne zaman görsem
gözlerime bakıp
ellerimi tutarak
"Sonsuza dek" diyen birini
 
O vakit
bir süperkahraman olmak isterim
süpergücü uçmak değil de
sarılabilmek olan
gözlerinin kahverengiliğine"
O kapkara uzun saçlı genç çocuk bir kenara oturup şiir de yazıyordu içinden geldiği gibi sevgi için… Uzun kapkara tırnaklı, uzun kapkara sakallı genç çocuk Yenikapı Tiyatrosu’nda sahneye de çıkıyordu. Ruhunu, iki kalasla anlatılan dekorlara döküyordu…
 
O temiz yüzlü, güleç bakışlı, içinin temizliğini yansıtan aurasıyla, cin gibi izleyici gözleriyle Bora Şahinkara’yı ilk defa bu yıl Özdere’deki Rock-a Festivali’nde tanımıştım… Bir çam ağacının altına kurduğu minicik tezgâhında “Kil işleri” satıyordu. “Kil işleri” onun yaptığı işin markasıydı… Dedim ya o plastik kabın içinde kili yoğuran genç işte bu Bora Şahinkara’ydı… O yoğurduğu kil topağı onun gelir kaynağıydı… Kilden kolyeler, küpeler, kül tablaları falan yapıp satıyordu… Hepsi de Metellica içerikliydi… Hepsinin üzerinde Matellica sembolleri vardı…
 
Underground kafası yalana dolana çalışmıyordu Bora’nın. İnsanların birbirini kandırmasına şaşıyordu… Onun anlayışına göre beyaz veya kara, sarı yalan olmazdı… “Yalan” insanlığı öldürürdü. Bakın “Moröküz” adlı bloğunda yalan üzerinde neler yazmış Bora Şahinkara… “Ben ileride çocuğumun büyüyeceği evde çıplak tablolar asarsam çocuğun gözünün önünde sürekli insan bedenleri olacağı için ona ’beden’ masa, sandalye gibi sıradan bir şey olarak görünecektir. İnsan bedenlerini tanımak isteyeceği yaşa geldiğinde, bunu benden gizli yapmayacaktır. Çünkü zaten bunun normal bir şeyler olduğunu düşünecektir. Cinselliği yaşamak istediği yaşa gelince de ne bana ‘Baba ben bu gece şu arkadaşımda kalacağım’ gibi iğrenç yalanlar söyleyecektir, ne de birilerini aldatmak gibi iğrenç oyunlar peşine düşecektir”… Bence süpersin Bora…
 
1988’de, Konya’da doğan Bora, “Seyit Şanlı Anadolu Teknik Lisesi”nde, elektronik bölümünde dört sezon okuyup, diplomayı henüz alamamış. Şu anda ne yapsın? Açık öğretim ile sorumluluk derslerini verip Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girmeyi planlıyor… Yüksek öğrenim görse de onun kafasında askerlik diye bir kurt vardı… Takmıştı bir kere yapmayacaktı o işi…
 
Bora’nın aklı fikri askerlikteydi. Kendini “Vicdani retçi” olarak nitelendiriyordu… Dünyadaki kendi kafasındaki gençleri, düşünürleri örnek alıyordu. Bakın Bora’nın kendine düstur edindiği metin şöyle. Bu öyle sıradan birinin söylediği sözler değil, tamamen Albert Einstein’in sözleri…
 
"Eğer bir adam, marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa o değersiz bir yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde, her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.
 
Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. Ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendi kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi…
 
Benim anlayışıma göre, sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir…"
Albert EİNSTEİN
 
İşte bu satırlar Bora Şahinkara’nın yolunu anlatıyor… “Ne olursa olsun askere gitmeyeceğim, silah tutmak bana yılan tutmak gibi geliyor, insan öldürmenin hiçbir özrü yoktur… Düşman dediğimiz de insandır” diyor…
 
“Vicdani retçi” Bora “Kil işlerinin” yanında tiyatroyu kendine meslek edinmiş. “Yenikapı Tiyatrosu”nun kadrosunda gece gündüz tiyatro için çalışıyor… Orçun Masatçı abisinin elinden tutmuş, ona inanmış, onun her dediğinin tiyatroya bir katkı olarak kabul ediyor… Alsancak’taki “Yenikapı Tiyatrosu”nun yerinin ikinci evi olduğunu söylüyor… Ağustos’ta Seferihisar’da Orçun Masatçı’nın öncülük yaptığı, Belediye’nin desteklediği “4. Türkiye Tiyatro Buluşması”na katılmış… Gerçi bir hafta boyunca çadırda kalmışlar, temizlik ve tuvalet açısından zor günler geçirmişler ama tiyatro aşkıyla bütün çektikleri ona pamuk yataktan daha rahat gelmiş… Ne söyleşiler izlemiş, kurslar görmüş deneyimler edinmiş, kimlerle tanışmış kimlerle… Tiyatro ufku açılmış. Şimdi bir yıl sonraki buluşmayı iple çekiyor…
 
 
“Yenikapı Tiyatrosu” bugünlerde gümbür gümbür “İsyan”ı oynuyor… Yine bir başkaldırı var sahnede… “İsyan” turnelerde günler öncesinden biletleri tükenen bir oyun… İnsanlar “İsyan”ı seyretmek için torpil bile arıyorlarmış. “İsyan”da Angola halkının Portekiz’e karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesi, ABD politikalarının bir halkı ve onu yönetenleri ne duruma getirdiği anlatıyor… Bizim uzun kara saçlı genç Bora bu oyunda yok ama var gücüyle “Yenikapı Tiyatrosu”nun Ocak ayında sahneleyeceği “Asiye nasıl kurtulur?” adlı klasik oyunda yer alacak… Daha önce “Hüznün coşkusu” oyununda rol almış bizim Bora… “Hüznün coşkusu” da tam “Yenikapı Tiyatrosu”nun anlayışına uygun bir oyun… Oyun, Ankara’nın Altındağ İlçesi’nde, gecekondulardan oluşan bir mahallede, köyden kente göç edenlerin yaşadığı sıkıntıları, işsizliği ve eğitimsizliği anlatıyor. “Hüznün coşkusu”nda Bora Şahinkara oyuna hem hüzün vermiş hem de coşku… Onun başarılarını hep alkışlayacağız inşallah…
 
“Moröküz”de okuduğum ve de bayıldığım Bora’nın şu sözleriyle bitirelim “Hayalperest” çocuğun hikâyesini…
 
"Yemeyeceğin bir hayvanı
öldürmekti
senin bana karşı olan zaferin
ve "cinayet" denirdi
iç ülkemin duyarlı topraklarında…"
bunun adına

***

Röp: Tufan AKSOY (Yenigün Gazetesi)
Tufan AKSOY'a teşekkürlerimle... (Bora ŞAHİNKARA)

Orijinal link: http://www.gazeteyenigun.com.tr/koseyazilari/18762/kultur-tufani

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !