MORÖKÜZ

27.3.2009 - Atatürk Üzerine Sorular ve Düşünceler (MR. FOOD & MORÖKÜZ)

Sorular ve Aydınlatılmak Üzere Düşünülenler


Merak ettiğim, uzun zamandır düşündüğüm ve yanıtlar aradığım kimi konular üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim Mr. Food'la...


Ben Kürt halkının tanınmasını, onların dilini rahatça konuşabilmesini, onlara antipati besleyen ırkçı görüşün cehennemin dibine gitmesini savunurum. Ama milliyetçi Türkler, onların tanınmasını Türkiye'nin bölünmesi anlamına geldiğini savunurlar. Bu yüzden tüm Kürtler'e antipati beslerler, ırkçı duygular beslerler falan filan.. Ama Kürtler'i iki gruba ayırmamız gerektiğine inanıyorum; gösterdikleri tavır açısından. Evet, kendilerini ezen Türk milliyetçilerine kızgınlar. Ben de kızgınım. Ve eşitlik istiyorum. Onlar gibi.. Ama bazı Kürtler de Kürt milliyetçisi oldular buna tepki olarak. Kendilerine yapılanlara tepki göstermeye hakları vardı ama ellerine silah alarak, insanlar öldürerek ve hatta eşitlik değil, Kürtler'in üstünlüğünü isteyerek tepki göstermek de faşistlik oluyor, bu da onların ırkçılığı oluyor. Yani PKK'dan bahsediyorum, örneğin işte. Kürt milliyetçilerine, PKK'ya falan karşıyım ve onların ömür boyu hapiste durması gerektiğine inanıyorum. Tıpkı, PKK gibi eli silahlı Kürtler'in yanısıra, diğer Kürt kardeşlerime de antipati duyup, ölmesini isteyen ya da Kürtçe konuşmasını asla istemeyen ve saire Türk faşistlerinin de ömür boyu (hapiste) durması gerektiği gibi..


Atatürk'le ilgili kısma gelelim şimdi..
Atatürk, Osmanlı'yı yıkıp, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken, yani "bir devlet kurmak" gibi inanılmaz büyük, uzun ve komplike bir işi yaparken gerçekten milliyetçi miydi, yoksa tam o dönemde, o şartlarda başka bir şekli mümkün olmadığı için, tüm ülkeyi yeni kurulan devleti benimsemesini sağlayabilmek için, bunu yapmak zorunda olduğu için mi milliyetçi bir felsefe yaydı ülkeye.. Ama normalde halkların kardeşliğini savunan biridir falan ve bir ülke kurarken, o şartlar içinde başka bir yolu olmadığı için ülke rayına oturana kadar herkesin ülkesi için canla başla çalışması, yeni kurulmuş ülkenin gelişebilmesi için milliyetçilik motivasyonu aşılamışsa, o durumda, o pozisyonda yapılabilecek tek şey, geçici milliyetçi dönemse, ülke rayına oturana kadar mesela ve bunu buradan görebildiğim kadarıyla haklı bulurum. Anlarım. Merak ettiğim kilit soru işte şuydu: Atatürk düşündüğüm gibi geçici bir milliyetçi dönem mi düşlemişti, yoksa azınlıkları sindiren bir milliyetçiliğe mi sahipti acaba?..


Atatürk
'ün izinin olduğu yoldan gittiğini iddia edenlere (CHP, ordu, vs... ) baktığımızda ikincisi... Ama bu ülkede Atatürk'ün ekolünden gittiğini savunan kesimler mi yanlış yoldan ilerlemiş de ben doğru olanı görüyorum, yoksa Atatürk'ün yolu mu zaten bana göre böyle konularda yanlıştı?..


Örneğin Atatürk
, "Benim seviyemde kalmayın, hep daha ileriye götürün, sürekli gelişin" der ama Atatürk ekolündeki kesimler ise benim görüşüme göre Atatürk'ün düşüncelerini masaya yatırıp, inceleyip, sürekli daha da iyileştirmektense, onu Tanrı gibi tabulaştırıp hep (onun açtığı yoldan gelişmek, gerektiğinde bazı yerlerini değiştirmek yerine) Atatürk'ün seviyesinde kalmışlardır. Bu hatayı yapanlar, o hatayı da yapmış olabilir tabii ki.. Ve bugün, Atatürk'ün hayal ettiğinden farklı noktalarda duruyor olabilirler, Atatürk'ün savunucuları. Belki Atatürk 2009 yılında, burada olsa "Ben ilk yıllarda, dağılmış bir ülkeyi birleştirip, savaş kazanmak ve sıfırdan başlayıp, ilerletebilmek için milliyetçilik denen zamkı kullanmak zorundaydım. Ama buna ihtiyacımız yok artık. Şu Kurtuluş Savaşı dönemindeki milliyetçiliği günümüzdeki konulara yanlış bir şekilde adapte etmeyi bırakın artık.. Eşitlik, özgürlük..." falan mı derdi acaba..


Moröküz



Kendince Verilmiş Yanıtlar ve Eleştirilmeyi Beklemek Üzere Düşünülenler


Merak ettiklerini, kendimce doğru bildiklerimi, düşüncelerimi, maddeler halinde yazacağım. Bu şekilde daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum. -yineliyorum, "kendimce" olacak bütün yazdıklarım.


1-) Atatürk çok zeki bir önder, bir asker ve bir devlet adamıydı. Ülkenin bütün kesimlerini, dünyadaki bütün olup bitenleri bu kadar iyi irdeleyip, yaşadığı zamanda ve içinde bulunduğu ortamda daha akıllıca davranılamazdı herhalde.

İnsanları birleştirmek, herkese hitap etmek için; "Komünist yoldaşlarım, müslüman kardeşlerim........" diye uzayan bir konuşmaya da sahiptir Atatürk. 22 Nisan Perşembe günü açılışı yapılacak olan TBMM’nin, sırf insanların inançlarından ötürü, 600 yıl müslümanlık adı altında yapılan zulümle din denen şeyin
iliklerine kadar işletildiği, korkutulduğu ve Allah – Kuran’dan başka bir şey düşünemeyen, okuma – yazma bilmeyen, unutulan ve Atatürk olmasa asla hatırlanmayacak olan bir halkı da yanına almak, onlara önemsendiklerini göstermek için 23 Nisan Cuma'ya erteleyip meclis kapısında kurban kestirerek açtırdı Meclis'i.


2-)
Atatürk bulunduğu zamanın ve ortamın şartlarını çok iyi analiz etmiş büyük bir stratejisttir.

Belki çok fazla, ama çok fazla ilerici bir insandı. Bunu fikirlerinin hala yaşamasına ve ne denli tartışılırsa tartışılsın sürekli yeni yorumlar getirilmesine bakarak da anlayabilir insanlar. Ama içinde yaşadığı zamana ve ortama göre toplumdan kopacak şekilde ileriye gitmedi, yoksa kimilerinin dediği gibi, günümüzde bile uygarlığa ve yeniliğe açıklığı tartışılır kişiler gerçekten büyük bir “travma” yaşayabilir, cumhuriyeti reddetmese de bağnaz zihniyetten kopamayabilirdi. Atatürk bu yüzden hiçbir insanı, toplumdaki hiçbir kesimi feda etmedi, hepsini kazanmak, hepsiyle birlik olup Türkiye Cumhuriyeti’ni “bağımsız bir halk devleti” yapmak istedi. Zamanın sürekli değiştiğini ve hiç bir şeyin eskide olduğu gibi kalmadığını ve dünya var oldukça kalmayacağını da biliyordu, bu yüzden ve saydığım “zamanın şartları” temelli düşüncelerle beraber; "Benden sonra bu ülkeyi daha ilerilere götürün diye bu tür yenilikler yapıyorum, çağımız uygun değil, ama siz uygunlaştıracak ve bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacaksınız." dedi.


Ayrıca;
nüfus o zamanlar şimdiki gibi 70 milyon değil ve kimilerinin şimdilerde iddia ettiği gibi %35'i Kürt değildi. Yanılmıyorsam 13 milyondu ve 1 milyonluk bir Kürt nüfusu vardı. Şimdi 70 milyon civarında olan Türkiye nüfusunun ortalama artışını ele alırsak ve PKK – Amerika Birleşik Devletleri işbirliğiyle özellikle kırsal kesimde yaşayan Kürtlerin fazla üremeye zorlandığını ve zaten cahil olan insanların hiç bir önlem almadan 9-10 çocuk yaptığını, erkeklerin canlarına minnet olan 3-5 evlilik yapmalarını da bu ortalamanın üzerine koyarsak günümüzde bu nüfusun resmi rakamlarla da %35 gibi bir oranın kıyısından köşesinden geçmediği görülebilir. Kürtlerin nüfusu bu ülkenin %35’i değil diye onları asimile etmeye çalışacak değilim, %5 olsa da, %3 olsa da onlar vardılar, var olacaklar ve özlük haklarını ben de onlar kadar korumaya çalışacağım ömrüm boyunca. Ama mesele öyle boyutlara vardı ki; devlet yapısı dünyadaki hiç bir devletin yapısına benzemeyen Türkiye’de farklı farklı haritalar çizilmeye başlandı, ABD menşeili bölücü düşünceler ülkemizi yönetir oldu. Emperyalizme karşı insanlık tarihinin en büyük zaferini kazanan bir ülke, emperyalizm denizinde boğuluyor ve cankurtaran diye bağırıyor oldu. Bunlar neden oldu? Çünkü kanımızda uyuşmuşluk, sindirilmişlik ve satılmışlık yüzyıllarca kaldığı için yer etmiş, genlerimize yerleşmişti. 3-5 kuruşa bu ülkeyi satan zihniyet, zamanında idam edildi (Tasvip etmesem de, yapıldı.), şimdi demokrasinin yıldızı oldu, ayrıca bir de üstüne kamulaşmış şirketlerimizi, milli servetimizi yabancı şirketlere satar oldu. Ardından yine sosyal devlet anlayışı yerine 200 yıl öncesine dönülüp sadaka kültürüne sığınıldı, halktan alınanlar halka geri verildi tonlarca oy olarak geri kazanıldı.


3-) Konuyu dağıtmadan, meselemiz olan Atatürk’e geri dönmek istiyorum bu düşünceler ekseninde;


Cumhuriyetin ilk yıllarından, Atatürk’ün vefat ettiği ve takip eden 3-5 yıl sonrasındaki döneme kadar Kürtlerin ayrılmak
gibi bir niyetleri yoktu, olsaydı canlarını vermezlerdi bu topraklar için. Ancak bahsettiğim “super güç” Amerika bu topraklarda gözünün olduğunu yüzyıllardır saklamamış ve şimdi de iyice gözümüze sokarak (Irak, İran, Filistin’le olan husumetleri ve yıkılmış 2 Ortadoğu ülkesi Filistin ve Irak, direnen bir İran ve emperyalizmin kucağına oturmuş, vizitesini almakta olan bir Türkiye.), bu ele geçirme planının cumhuriyet kurulmadan once dahi tasarılarını çizmişti. Amerika emperyalist anlayıştan vazgeçmedikçe ya da yok edilmedikçe (Evet ABD yönetiminin düşmanıyım.) bu dünyada her ülke tehdit altındadır, en başta da Türkiye!

4-) Bir diğer konu da CHP. Bu konuda az da olsa araştırma yapmış ve kafasında bazı şeyleri bir araya getirebilen birisi olarak şunları savunuyorum;


CHP Atatürk ekolünü falan savunmuyor. Bu ülkede Atatürk ekolünü savunan bir parti yok, bu kadar da iddialıyım. İnsanlar CHP’ye adından dolayı ve dinci – yobaz zihniyete karşı güç oluşturmak için oy veriyor.
CHP Baykal'dan sonra Atatürk'ü malzeme yaparak, bundan nemalanan bir parti olmuştur, ne yazık ki istediklerini yıllardır başarmış, Atatürk üzerinden oy toplamışlardır (Hem de gani gani.).


Gerçek Atatürkçülük, ileriye gitmek, eşitlik ve özgürlüktür bence. Çünkü Atatürk özgürlüğü ve bağımsızlığı savunmasa kılını bile kıpırdatmazdı bu topraklar için. Bugün Atatürkçü ve Milliyetçi (Bu Milliyetçilik ilkesini tekellerine almayı başaran güruh MHP’dir, ben de milliyetçiyim, ama onların ideolojik düşmanlarıyım.) geçinen takımların yarısı ajan, diğer yarısı da bu ajanlar tarafından takip edilen “gariban satılmışlar” dır bence.


5-)
Demokrasi ve Cumhuriyet bir halkın seçim yapmasıdır yöneticiler hakkında -özet olarak-.


Ancak bu seçimi yapacak kadar bilgili ve donanımlı bir halk var mıydı ortada?


Atatürk diktayla yönetmek zorundaydı bu ülkeyi bir süre ve öyle de oldu. Bu döneme tarihçiler “Aydınlanmacı Dikta Dönemi” diyorlar. Aydınlanmacı olduğunu da eğitim seviyesindeki, sanayi seviyesindeki, hayat seviyesindeki artışlara bakarak da anlayabilirsin zaten.


Türk Tarih Kurumu Atatürk’ün emriyle, Türk Dil Kurumu yine onun emriyle, Milli Eğitim Sistemi onun emriyle kurulmuş, batıda klasikleşen kitap, tiyatro gibi eserleri dilimize kazandırtmıştır. Bir halkı köreltmeyi düşünen bir önder neden insanları bilgilendirsin, düşünce ve eğitim seviyelerini yükseltmeye çalışsın ki? Neden çok partili döneme geçiş için kendi emriyle en yakın arkadaşlarına Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdursun ki?


Sonra kapattırıldı bu partiler Atatürk’ün emriyle, çünkü Osmanlı'nın düşünsel ve yobaz izlerini bir kalemde silmek imkansızdı, Atatürk'e ve Türkiye'ye karşı iç güçler Atatürk'ün kurduğu mecliste, Atatürk'ün kurduğu ülkeyi tekrar hilafete götürmek istiyordu, ne demokrasi anlayışı, değil mi ama?


Bu partilerin kapattırılması, dikta yönetimine ters düşmüyordu zaten, öyle olmak zorundaydı ve öyle yapıldı, o partiler o hamlelerle kapatılıp istiklal mahkemelerinde idam sehpaları kurulmasaydı, bugün bunları yazabiliyor olmazdık.


Halk zaten cahil, nereye çeksen oraya gidiyor. Bu halkın önce eğitim seviyesini yükseltip, daha sonra tam anlamıyla demokrasiyi uygulamak istedi, ancak ömrü yetmedi.


O gitti, 10 yıl sonra Amerika başımıza üşüştü, satın aldığı Milli Amele Heyeti ve insanlarla bizi içten çökertmeye başladı. Darbeler, muhtıralar, işkenceler, idamlar aldı bizi bugünlere getirdi.


CHF' nin (Şimdinin CHP'si ile mukayese etmek gibi bir gaflete düşme, o zamanlardaki CHP gerçek bir halk partisiydi. İki ayrı parti gibi düşün CHF ve CHP’yi.) genel sekreteri, ilk kurulduğu yıllarda şöyle bir söz de söyledi bak, bu da çok ilginç; "Devlet hata yapar, ama Cumhuriyet Halk Fırkası hata yapmaz."


Düşünebiliyor musun CHP'nin o zamanlardaki önemi ve konumunu?


Halbuki Devlet CHP demekti, çünkü bir tek o parti yönetiyordu ülkeyi.


Ama CHP hata yapmaz diyor adam, devlet hata yapar diyor.


Demem o ki, Atatürk ilerici, aydınlanmacı bir insandı, yaşadığı dönemin şart ve koşullarını çok iyi analiz etmiş iyi bir stratejistti.


Başka türlü bir ülke kurmak mümkün olur muydu?


 Mr. Food

Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

1988'de, Konya'da doğmuştur.. Seyit Şanlı Anadolu Teknik Lisesi'nde, elektronik bölümünde dört sezon okuyup,diplomayı henüz alamamıştır. Şu anda açık öğretim ile sorumluluk derslerini verip Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girmeyi planlıyor. Kilden tasarımlar yapıp satmakta ve müzik ile uğraşmaktadır.

Son Yorumlar

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Adasu
Sunay Akın
Ortam Öküzü
Metallica (Türkçe-fan)
HAYVAN HAKLARI İÇİN İMZA
Mercan Dede
Mehmet Tarhan
Cursed (Murat Okumuş)
Gitarcı - Savaş Oğuz
Barış Manço (fan)
Y. Dil Sözlüğü
Ayrı Yazılanlar..
Pentagram (Mezarkabul) - Resmi Site
Gizem Not
Türk Rock
Gaykedi
Merwww
Demirkafalar
Teşekkür ederim...
Teşekkür ederim... (2)
Köprüaltı Dövme&Piercing
Diagonel
Fotoğraf Albümleri (MÖ)
Metal TR
Maça Kızı
Acil KAN
DvK-Forum The Bell Tolls
TDK Sözlük
DirtyAngels (Fotoğraf)
ADSL Kota Kontrolü
MSN Adresinizi Silenleri Öğrenme Sayfası
Hilal Karaaydın
Savaş Karşıtları
Berkan Cesur
Turuncu (Blog)
Reklammatik -Üye Kayıt
İzleyen Kazaniyor -Üye Kayıt
Moröküz - deviantART
Moröküz - Azbuz
Moröküz - Myspace
İTÜ Sözlük
DeviantART - Galeri
Gorky
Kil İşleri - Pasaj
Kil İşleri - Blogspot
Kil İşleri - Blogcu
Kil İşleri - Ana Site

Sayaçlarım


Arkadaşlarım

bengisuyum
sandman
baykelebek
pitys
psychoo
tinuviel
infernoo
greenghost
hbasak
dreambiker
eroman
tnz
isteoan
tiktak
thelosthighway
lidilsak
kiremit
uyuyanquzel
... melekçik...
gencbilge
htmlkodlar
blogdenizi
slutboi
belalipiree
belalibit
izmirliblogcu

Kil İşleri

SAVAŞ KARŞITLARI