Embed

BORA, 18. EŞME KİLİM FESTİVALİ'NDE

 

24 Haziran 2011, Cuma

Cuma günü saat 10:00 gibi Alsancak Pasaport İskelesi’nin önünde tiyatroca buluştuk ve İzmir’den Eşme’ye giden ekibin taşınacağı servise bindik. Yolculuk öncesi yolun ne kadar zaman sürebileceğini araştırmadığım için yolculuk tahmin ettiğimden daha uzun sürdü (Yaklaşık 3 saat). 6 kişi olarak, servisin en arkadaki iki koltuk sırasında yerimizi aldık ve şahsen genelde uyuklayarak ve aralarında yol boyunca geyik çeviren arkadaşlarımın muhabbetlerine pek katılım göstermeyerek ama arada bir Mehmet’in (Küçükgünaydın) yaptığı iyi esprilere de kulak misafiri olup kendimi gülümsemekten alamayarak, iyi bir yolculuk geçirdim. Eşme’ye çok az bir yol kala Yeleğen’de mola niyetine durup, çay içtik. Zor ve uzun bir yolculuktan sonra Eşme’ye varan Turgay Abi de (Tanülkü) bizden bir süre sonra çay içtiğimiz yere gelip, oturdu ama o ve yeğeni Merve Sultan’la merhabalaşıp, o an için fazla muhabbet etme imkanı bulamadan belediyeden İzmir’den Eşme’ye gelen ekiple ilgilenen Servet Bey’in “Hadi kalkalım” yönlendirmesiyle kalkıp, Eşme’ye doğru yolumuzu tamamladık. Hava sıcaktı indiğimizde. İlk olarak belediyeden Servet Bey’in yönlendirmesiyle Yayla Sofrası’nda yemek yedik. Kendileriyle muhabbet etmekten keyif aldığım Kenan Yoldaş ve Mustafa Yıldız, ve bizim ekibin oturduğu masada yol yorgunluğu ile yemekleri yedikten sonra, özel bir yurtta kalacağımız odalara gidip, yerleştik. Odada biraz dinlendikten sonra ilk günki sokak oyununu oynayacak arkadaşlar çıkmadan önce son kez bir prova aldı ve programın ilk gününde görülen Eşme – Herouville Dostluk ve Çocuk Parkı açılışı için parkın önüne gittik. Açılışın ardından bizim oyunumuz gözüküyordu çünkü. Gittiğimizde açılıştan önceki halk oyunları gösterileri sergilenmekteydi. Onları beklemek yerine o arada biz festivalin başka kalabalık ve müsait sokaklarında ilk performanslarımızı sergileyelim, diye düşündük ve büyük çay bahçesi ve pazarın bir noktasında, Medine (Çam) ile benim yazdığım HES karşıtı sokak oyunu “Kukla”yı icra ettik. Açılışı olan parkın önüne döndüğümüzde açılış konuşmalarının ortasındaydık. Fransızca konuşan siyahi bir bayın ardından, Fransızca konuşan bir bayan kısa bir konuşma yapıp, ilginç bir şekilde bir kuple de şarkı söylemek istediğinden bahsetti ve Edith Piaf’ın, güzel bir çıplak sesle söylendiğinde kulağa çok iyi gelen hüzünlü ve melodik bir vokali olan “La Vie En Rose” şarkısından bir kupleyi çok hoş sesiyle hazırlıksız ve enstrümansız bir şekilde söyleyerek o ana kadar sıradan hislerle açılış konuşmasını dinleyen beni bir anda çok hoş hissettirdi. Bir açılış konuşmasına kattığı bu hoş ve orijinal renk için gıyabında kendisine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Açılıştan kısa bir süre sonra “Kukla” isimli oyunumuzu oynadık ve ilk gün Kukla’yı, Eşme’de 3. kez oynamış olduk. Ardından festival etkinliklerinden kopup, Mehmet’in akrabalarıyla tanıştık ve vakit geçirdik. 1. günün akşamında, Anadolu’nun çeşitli dillerinde Zülfü Livaneli şarkıları söyleyen Züleyha‘yı dinlemek isterdim ama günün yorgunluğuyla konsere gitmeyip, yurttaki odalarımıza çekildik. Yatağıma yatıp gözlerimi kapattığımda, saat 00:00′ı geçmişti ve HES’lerin yanı sıra kendisinin sesini, bedenini erkenden aramızdan alan Çernobil Faciası’ndan bahsettiğimiz, bugün 3 kez icra ettiğimiz, oyunların sonunda yaptığımız açıklamalarla oyunları kendisine ithaf ettiğimiz “Kukla” isimli oyunda “Ayrılık” isimli şarkısından bir kuple söylediğimiz Kazım Koyuncu aklıma geldi.. 2005′ten sonra bir kez daha 25 Haziran olmuştu tarih yine..



25 Haziran 2011, Cumartesi

İkinci gün, Eşme sokaklarında oynayacağımız oyun, yönetmenimiz Orçun Masatçı’nın, Yaşar Kemal’in aynı adlı öyküsünden sokak oyunu formatına uyarladığı “Sarı Sıcak” isimli sokak oyunumuzdu. Kahvaltımızı yaptıktan sonra ikinci günün ilk performansı için büyük aile çay bahçesine geçtik ve orada katılımcı sanatçıların, halktan büyük bir kitlenin ve kameraların olduğu bir ortamda, Serkan’ın (Koçak), “Birazdan İzmir Yenikapı Tiyatrosu’nun ‘Sarı Sıcak’ isimli oyununu izleyeceksiniz” duyurusunun hemen ardından Sarı Sıcak oyununa başladı arkadaşlarım, ben de kenardan izlemeye.. Oyunun başlamasıyla 1-2 kamera apar topar hazırlanıp bizi çekmeye başladı ve bir beyaz gömlekli adam da, oyun esnasında ilk repliklerini söylemekte olan Serkan’ın yanına gidip bir şeyler söylemeye, kolunu tutmaya başladı! Serkan ve diğer oyuncularımız oyunu kesmedi ve ben hemen yanlarına koştuğumda beyaz gömlekli bayın basından olduğunu ve oyunu baştan çekebilmeleri için, basın açıklaması yapan milletvekillerinin konuşmalarını tam çekebilmek için baştan almalarını rica edişleri gibi bizim de oyunumuzu, çekebilmek baştan almamızı rica ettiğini, hazırlıksız yakalandıklarını bana söyledi ve ben de oyunun yarıda kesilemeyeceğini gerekirse, çekmeleri için bittikten sonra bir kez daha oynayabileceğimizi söyleyip, hemen beyefendi ile birlikte alandan çıktım. Daha sonra oyun oynanmakta ike ben kenarda ona sokak tiyatrosu kültüründe o anda sokaktan geçmekte olan halka aniden oynanmaya başlanmasının olduğunu anlattım kendisine. Oyunun bitişinin ardından da röportaj yaptılar bizimle TRT Anadolu ve TGRT Haber adına. Gün içinde pazar yerinin çeşitli noktalarında 3 defa daha ve Ataol Behramoğlu – Haluk Çetin müzik-şiir dinletisinin ardından büyük yarım daire biçimindeki sahnede, kalabalık bir izleyici kitlesi karşısında yine Sarı Sıcak’ı icra ettik ve alkışlarla festivalin bugününü de 5 Sarı Sıcak performansıyla kendi adımıza sona erdirdik. İkinci gün “Bengü” diye biri sahnede şarkı söylemiş ama ben izlemeyi tercih etmedim. İkinci gün, bir günlüğüne gelen Mehmet’in annesi ve anneannesi ile tanışıp, vakit geçirdikten sonra diğer arkadaşlarım biraz daha gezinmeyi tercih ederken ben onlardan önce daha erkenden uyudum.



26 Haziran 2011, Pazar

Üçüncü gün, programda yer almamasına rağmen 2 kez de Orçun Masatçı’nın, Gogol öyküsünden uyarlayıp sokak tiyatrosu formatında oyunlaştırdığı “Palto” isimli oyunumuzu oynadık. Palto oyunlarını da pazar yerlerinde sergiledik ve interaktif bir oyun olan Palto, oyunun içine izleyicileri dahil etmesi yönüyle de oldukça ilgi çekti. Oyundan kalan vakitlerde 7. Eşme Karma Resim ve Heykel Sergisi ve Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu Karikatür Sergisi’ni dolaştık. Buzağı Yarışması’ndaki sevimli buzağılara göz attık. Ve ardından “Sanatta Özgürleşme” konulu, Ressam Bedri Karayağmurlar, Tiyatro ve Sinema Oyuncusu Turgay Tanülkü, Karikatürist ve Satirik Heykel Sanatçısı Mehmet Aslan’ın söyleşilerini dinledik. Güzel bir söyleşiydi. Söyleşiye yine beklemediğim bir noktadan renk geldi, ilk günki Fransız Hanımefendi’nin Edith Piaf şarkısı söylemesi gibi: Turgay Tanülkü’nün okuduğu bir Sezer Odabaşıoğlu şiiri. Taş duvarları çatlatan sesiyle okuduğu şiiri dinlemek bana haz verdi! Bunun için Turgay Hoca’ya ve Sezer Odabaşıoğlu’na gıyabi teşekkürlerimi sunmam gerektiğini hissediyorum buradan. Söyleşiden sonra bir yerel kanal bizim tiyatro ve sokak oyunlarımızla festivale katılışımız hakkında kısa bir röportaj aldı ben, Yonca ve Duygu’dan. Ardından vedalaşma seramonileri ve en son belediyeden Servet Bey’le karşılıklı teşekkürleşerek Eşme’den İzmir’e giden ekip olarak, servisimize bindik. İzmir Yenikapı Tiyatrosu olarak, sokak oyunlarımızın içeriğindeki dertlerimizi ve estetiğimizi yüzlerce Eşmeli ile paylaştığımız, diyaloglar, arkadaşlıklar geliştirdiğimiz, genel kültürlerimize Uşak rengini de eklediğimiz, 3 günde 3 oyunu toplamda 10 kez icra ettiğimiz, 18. Uluslararası Eşme Turistik Kilim Kültür ve Sanat Festivali’ni gerçekleştirenlere, diğer katılımcılara ve Uşak-Eşme halkına şahsım ve tiyatro ekibim adına teşekkür ederim.




Bora ŞAHİNKARA
28.06.2011

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !