Embed

BORA 4. TÜRKİYE TİYATROLAR BULUŞMASI'NDA

Bu yazıda kişisel olarak, 1-7 Ağustos 2010 tarihleri arasında, İzmir-Seferihisar'da düzenlenen 4. Türkiye Tiyatrolar Buluşması'nda günlerimin nasıl geçtiğini teker teker anlatmaya çalıştım. Bu yazıyı özellikle, döndükten sonra "Ee, nasıl geçti Tiyatrolar Buluşması?" diye soran arkadaşlarım için ve Tiyatrolar Buluşması'na gitmemiş ve oradaki ortamı, Buluşma'nın nasıl bir şey olduğunu merak eden arkadaşlarım için yazdım.

***

1. Gün - 01.08.2010

 

Gittim ve başta Sığacık'ın merkezindeki Tiyatrolar Buluşması Büro'sunda Hakan Abi, sonrasında Ekmeksiz Plajı'nın kapısındaki Yunus ve sonrasında diğer Yenikapılılar'ı teker teker buldum. Bana tavsiye edilen, gölge bir yere çadırımı kurdum Ahmet'le. Ve etrafı, buluşmanın şeklinin nasıl bir şey olduğunu algılamaya çalışmaya başladım. Sonuçta bu bir müzik festivali değildi; hayatımda ilk kez bir "tiyatro festivali"ne gidiyordum ve yeni tanışıyordum bu şekilde bir organizasyonla. Zaten bu yazıyı da, bir tiyatro festivaline gitmemiş insanların ortamı, neler olup bittiğini, bu şeyin nasıl bir şey olduğunu mümkün olduğunca hayal ettirebilmek için yazıyorum.. Hatırladığım kadarıyla anlatmaya devam ediyorum: 1. gün, isabetli bulduğum bir şekilde, ilk günün atölyelerinin 2. gün başlamasına karar verildi. Sebebinin ilk gün boyunca katılımcıların oraya ulaşmasının ve yerleşmesinin vakit alması olduğunu tahmin ediyorum ama emin de değilim. Ama bence iyi oldu böyle olması. Akşam, bizi Ekmeksiz Plajı'ndaki söyleşi-atölye-kamp alanından akşamki oyunun oynanacağı Sığacık Kalesi'ne götüren servisle Sığacık'a gittik. İlk günün oyunlarından, Yenikapı'nın sokakta icra ettiği "Sarı Sıcak" isimli sokak oyununu ve Sığacık Kalesi'ndeki,

Antalya Bölge Tiyatrosu'nun sahnelediği "Ateş ve İhanet" isimli oyunu bazı işlerimden dolayı izlemedim. Ve oyundan sonra servisle döndük. Ve akabinde Buluşma boyunca her günün akşamında olacağı gibi, kamp alanına döndükten sonra, tiyatro hocaları, o günün oyununu oynayan ekip ve izleyicilerin mevcut olduğu bir ortamda, Yenikapı Emekçisi Orçun MASATÇI moderatörlüğünde gün değerlendirmesi ve o günki oyunlar üzerine eleştriler, yanıtlar, tartışmalar üzerine kurulu bir sahil oturumu yaptık deniz kenarında. Sonrasında çadırlara dağılıp, uyuma.. İlk günün kötü olayı ise Sığacık'a gelen, Kafes'ten Özlem'le iletişime geçemeyişimiz ve onla görüşemeden, onun dönmesiydi. Bunun sebebi Ekmeksiz Plajı'ndaki kamp alanında hiç kimsenin telefonunun çekmiyor oluşuydu.

2. Gün - 02.08.2010

 

2. günün sabahı neyse ki gölgede kalan çadırımda, güneş doğar doğmaz kendimi sera içerisinde yetişmekte ola bir domates gibi hissetmeyişimin sevinciyle uyandım. Ama benim gibi kokoş (süslü) biri için çadır hayatı her halükarda zahmetliydi. Çadırın içinde, sakal traşı olup, (normalde de her sabah yaptığım gibi) kaşlarımı alıp, yağlanmış yüzümü, çapaklarımı falan silip, göz makyajımı yapıp çadırımın küçük kapısından bir tırtıl gibi çıktım. (Ve bunu her sabah yapmıştım) Kahvaltı saati 8:30'tu. Bunları yapıp dışarı çıktığımda, kendimi kahvatı ortamında buluyordum zaten. 2. gün atölye çalışmaları da başlayınca, Tiyatro Buluşması günlerinin ne şekilde geçeceği kafamda şekillenmiş oldu yavaş yavaş. "Demek ki tiyatro festivali böyle bir şey.." (Genelleme de yapmayalım tabii.. "Türkiye Tiyatrolar Buluşması" böyle bir şeymiş" diyelim ya da.) Kahvaltıdan sonra yemek yenilen yerde "Birazdan atölye başlayacak" duyuruları eşliğinde masalar kenarlara çekilmeye başlandı. Ben masaları kenara çekerken, birazdan olan bitenleri izlemeye hazırlanıyordum ama bu hengame içinde Nazlı "Katılacaksın, değil mi?" ya da "Sen de katılsana" gibilerinden bir şey söyledi. Ben de "Hey.. Ne olacağına dair hiçbir şey bilmiyorum. Ben izlemek istiyorum." falan dememe rağmen ite kaka beni soktu (Tabii ki nezaketle yaptı bunu). Katıldığım atölye, Zafer GECEGÖRÜR'ün "Oyunculuğa Temel Yaklaşımlar" atölyesiymiş. Bu atölyede tiyatrocu olmayan sade vatandaşın gördüğü şey şu: "Ben tiyatro oyuncusu olmak istiyorum" diyen birinin nasıl bir eğitimden geçtiğine dair temel olarak bir resim göstermiş oluyor. Zafer Hoca'nın atölyesinden büyük keyif aldım ve tiyatrocu olmayan ve hatta kişilik olarak çekingen olan sade vatandaşlara bile mutlaka bunu tecrübe etmelerini tavsiye ederim. Bir tiyatro festivalinde veya herhangi bir etkinlikte böyle atölyelere katılım göstermeyi tavsiye ederim. Olay hem ciddi, 'tiyatrocu olmayan sade vatandaş' kendini eğitim esnasındaki gerçek bir tiyatro oyuncusu gibi hisediyor hem de bir şeyi yapamazsa veya verilen bir ödevi yapmazsa en ufak bir cezası bile olmuyor bunun. Sonuç olarak Sevgili Nazlı'nın itmesiyle katıldığım Zafer GECEGÖRÜR'ün "Oyunculuğa Temel Yaklaşımlar" atölyesini tecrübe etmekten mutluluk duydum, bayıldım.. Ayrıca Zafer Hoca'dan bahsetmişken, insan olarak da kendisiyle tanıştığıma çok memnun olduğumdan ve küçük bir detaydan bahsetmek isterim: Kilden kolyelerin hepsini benim yaptığımı öğrendiği an, benim elimi sıkıp, tebrik etmesi beni çok iyi hissettiren anlardan biriydi.. Bu atölyenin ardından, genel kültür olsun düşüncesiyle, Haluk IŞIK'ın "yazarlık" atölyesine 'dinleyici' tribününden katıldım. Ve o atölyede de keyifle vakit geçirdim. Zaten Haluk IŞIK'ı Buluşma boyunca tanıdığım kadarıyla, kontra mizahi çıkışlar yapan, sosyalist ruhlu, çok keyifli bir Hoca olduğu yönünde izlenim ve tat aldım kendisinin konuşmalarından ve birkaç minik diyaloğumuzdan. Bu atölyeden de sonra serbest zaman vakti ve akşam oyunları için servisle Sığacık Kalesi'ne gitme zamanı geliyor. Bir yandan söyleşiler de oldu tabii ama sanırım 2. gün söyleşilere katılmayıp, 2 atölyeye katılarak geçirmiştim o günün gündüzünü.. 2. günün, Sığacık Kalesi'ndeki akşam oyunları ise Bursa'dan Mustafakemalpaşa Bölge Tiyatrosu'nun "Ayrılık" isimli oyunu ve Samsun Sanat Tiyatrosu'nun "Biz Adam Olmayız" isimli oyunuydu. Bu iki oyunu da izleyemedim malesef ama oyunlardan sonra günün değerlendirmesinde karşılaştığım ve çok önemsediğim bir detaydan bahsetmek istiyorum: Transeksüel Tiyatrocu Esmeray; Samsun'un "Biz Adam Olmayız" isimli oyununda geçen karikatürize bir eşcinsel karakterinin varlığının homofobik bir mizah unsuru olduğunu ve üstelik o eşcinselin bulunduğu bölümün oyunun bütünlüğü ile gayet alakasız olduğu ve o bölüm çıkarıldığında oyunun akışında hiçbir şeyin bozulmayacağını söyleyerek eleştirdi, sahildeki günün değerlendirmesi toplantısında. Ve Samsun Tiyatrosu adına Yaşar Gündem; bu eleştriyi haklı buldu. Ve bu eleştri üzerine o güne kadar tam 550 kez sahnelenmiş oyundan, o gün o sahnenin çıkarılmasına karar verildi. Yani 551. gösterimden itibaren o sahne olmayacaktı.. Bunu duyduğumda ismini hatırlayamadığım futbol tutkunu ünlü bir spikerin "İşte Premier lig bu!" diye bağırması gibi bağırasım geldi "İşte Tiyatrolar Buluşması bu!" diye!

 

3. Gün - 03.08.2010

 

Yine sabah, çadırın içinde gözlerimin açılışı, çadırımın gölgede olduğuna ve eski çadır tecrübelerimde olduğu gibi seranın içindeki domates pozisyonuna düşmeyişime seviniş ve kahvaltı zamanı.. Sonrasında Zafer GECEGÖRÜR'ün atölyesi ve bir sürpriz! O sabah hiç haberim olmadan uyandığım ilginç haber şuydu: Bu akşam bir tiyatro oyununda küçük bir rolde sahneye çıkacak oluşum. Zafer GECEGÖRÜR'ün atölyesine katılan çeşitli tiyatro topluluklarından oyuncular ve herhangi bir tiyatro oyunculuğu deneyimi olmayan birkaç sade vatandaştan (bir tanesi ben) oluşan karma bir kadroyla, bir Orçun MASATÇI oyunu olduğunu öğrendiğim, "Hüznün Coşkusu" isimli sözsüz, diyalogsuz, müzikal ve yaklaşık yarım saat süren bir tiyatro oyunu o gün öğle yemeğinden sonra Zafer GECEGÖRÜR ve Nazlı MASATÇI tarafından, Zafer GECEGÖRÜR'ün atölyesindeki ekibe çalıştırılmaya başlandı ve yaklaşık 7 saat sonra oyun Sığacık Kalesi'nin içindeki sahnede oynandı. Bu oyunun oynanma fikri, bildiğim kadarıyla normalde Çarşamba günü programda olan Iraklı tiyatrocuların, ülkenin bu tarihlerde getirdiği ülke dışına çıkma yasağı yüzünden gelemeyişinden oluşan programdaki boşluğu doldurması için ortaya çıktı, diye biliyorum. 1 günde hazırlanan ve ülkenin çeşitli bölgelerinden gelmiş çeşitli tiyatrocularından kurulu karma bir kadroya sahip bir oyun fikri çok renkli bir fikirdi bence. Duyduğum eleştrilere göre oyun beğenildi de ayrıca. Muhtemelen sadece Gamze ile benim bildiğim küçük bir lahzayı da gün yüzüne çıkarmak istiyorum: Hüznün Coşkusu için, halkın da yürüyerek yanından geçebildiği kulisimizde bekliyorken, izleyici halktan yaşlı bir bayan yanımızdan geçerken oyunculardan biri olan Gamze'ye "Çok teşekkür ederiz. Beldemize (buradaki kelimeyi tam hatırlayamadım, 'mıntıka', 'kasaba', 'belde' gibi bir şeydi) renk getirdiniz." dedi. 4. Türkiye Tiyarolar Buluşması emekçilerinin kulağına giderse bu cümle, onlar için bir anlık gülümseme olsun.. Bu oyunun dışında, o gün ayrıca Sığacık sokaklarında Ankara Şehir Tiyatrosu'nun "Kırbaç" isimli dans ağırlıklı bir sokak oyunu icra edildi. Hüznün Coşkusu'na çalıştığım için izleyemediğim oyunu daha sonra video'dan izledim. Keyifle izlediğim oyunda, bir dükkanın hoparlörleri kullanılarak, sokakta, senfonik müzikler eşliğinde oynandığını gözlemledim ve o kullanılan şarkılardan 2.'si benim yakından tanıdığım bir şarkıydı: Epica - Cry For The Moon. Bu tiyatro gruplarının isimlerini ve oyunların isimlerini özellikle yazıyorum ki; not almanızı ve artık iletişimin çok kolaylaştığı günümüz dünyasında, bu isimleri internette aratarak, bu tiyatro gruplarını ve oyunları bence takibe almanızı tavsiye ederim. Hatta tiyatrocularla iletişime geçip, oyunların bir sonraki sefere ne zaman oynayacağına, nerede izleyebileceğinize dair bilgiler ve hatta mevcutsa oyunların video görüntülerini bile isteyebilirsiniz bence. Ve günün 3 oyunundan biri yine bir sokak tiyatrosu oyunuydu. İzmir Yenikapı Tiyatrosu'nun "Palto" isimli oyunu Sığacık halkı ile buluştu, 4. Türkiye Tiyatrolar Buluşması kapsamında. Bu arada 3. güne geldiğimizde ben hala Kil İşleri tezgahı açmamıştım. Ama 4. günden itibaren tezgahı açmaya başladım. Ha bu arada, her gün söyleşiler ve atölyeler sürüyordu ama ben gündüz Hüznün Coşkusu çalışması sebebiyle hiçbir söyleşiye katılım göstermedim 3. gün. Oyun çıkışında, servisle Ekmeksiz Plajı'na gitmeden önce son anda Sığacık'taki trambolinde zıpladık Yonca, Serkan ve Erhan'la. Ancak biz neşeyle zıplıyorken, otobüsün kalkacağı haberi geldi ve ayakkabılarımı giymeden trambolinden dışarı fırlayıp, çıplak ayakla ve ter içinde Sığacık sokaklarında koşarak otobüse zıpladık son olarak. 

 

4. Gün - 04.08.2010

 

Uyanış ve kahvaltıdan sonra Zafer GECEGÖRÜR'ün Oyunculuğa Temel Yaklaşımlar atölyesi 3. ve son günündeydi. Bu atölyeye katıldıktan sonra hemen koşa koşa Orçun MASATÇI'nın Sokak Tiyatrosu atölyesinin ilk gününe katılmayı planlıyordum ama Zafer Hoca'nın atölyesi bitmek üzereyken oradan Turgay TANÜLKÜ geçiyordu ve Zafer Hoca kendisini çağırmasıyla atölyeye dahil olup, soru cevapladı, eleştri yöneltti ve muhabbet etti bizle. Ve bu tatlı sebepten dolayı bir diğer keyifli (olduğunu tahmin ettiğim) atölyeyi (Orçun MASATÇI - Sokak Tiyatrosu Atölyesi) kaçırmış oldum. Bu arada Turgay TANÜLKÜ'den bahsetmişken 1-2 küçük detaydan bahsetmek istiyorum. Kendisiyle tanışmaktan ve muhabbetlerini dinlemekten çok keyif aldım. Samimi, sosyalist ruhlu, güzel bir insan, izlenim edindiğim kadarıyla ve Buluşma'nın sonunda, Sığacık Kalesi'ndeki son oyun da bittikten sonra ben de kenarda kilden kolyelerimin olduğu tezgahı toplamaya

hazırlanırken "Hadi hepimize geçmiş olsun Koçum" deyip, sırtıma vurup elimi sıkması beni oldukça mutlu hissettirdi. Bir de yine aynı gece, Buluşma'nın son gecesi, son oyundan sonra kaleiçinde ben tezgahımı topluyorken varoş aksanı ile konuşan 3-4 çocuk ve genç yanıma gelip, dış görünüşümle alakalı verilen klasik tepkileri verip, sorulan klasik soruları sordular ve ben de cevapladım falan. Hemen sonra az ilerideki Turgay TANÜLKÜ'nün yanına gidip, ona beni kastederek "Onun kaşları yok!" gibilerinden bir şeyler söylemeye başladılar ve Turgay Hoca'nın söylediklerinden de, kulak misafiri olduğum kadarıyla seçebildiğim bir cevabı "E, olabilir?!"di.. 4. güne dönersek, Zafer GECEGÖRÜR atölyesi ve atölyenin finaline spontane bir şekilde eklenmiş olan Turgay TANÜLKÜ sohbetinin ardından, Selma CEYLAN, Aslı İÇÖZÜ, Aslı ÖNGÖREN ve Özlem ÖZTÜRK'ün katıldığı ve konuştuğu "Kadının Sanattaki Yeri" başlıklı söyleşiyi izledim. Bugün içerisinde, Buluşma'nın başından beri Buluşma hakkında yayın yapan ve her gün birkaç konuk çağıran Kanal 35'e Türkiye Tiyatrolar Birliği'nin o

günki konuk olarak önerdiği Esmeray'ın programa katılamayacağı bilgisi ve programın iptali haberi geldi. Aşağılık, transfobik bir beyin yapısına fazla gelen Esmeray ise adeta cevabı akşamki şahane performansıyla sahnede verdi. Kendi hayatını, yani bir transseksüelin hayatını anlattığı "Cadının Bohçası" isimli oyunu eşcinselliği veya farklı cinsel yönelimleri "ayol"larla falan karikatürize etmeden ve bir transseksüelin hayatını, feminist dünya görüşü nedeniyle tek bir küfür kullanmadan anlatıp, bol bol güldürebilen, özgün, şahane bir performans sundu. Ve Tiyatrolar Buluşması'nda belki de en çok mutluluktan gözlerimi dolduran sahne de, Sığacık Kalesi'nin dolduran Seferihisar halkının keyifle izleyip, sahnede transseksüel rolü yapan değil; hayatın içinde gerçekten transseksüel bir kadın olan bir sanatçıyı ayakta alkışlamasıydı.. Ayrıca günün sonunda, Ekmeksiz Plajı kamp alanındaki sahilde yapılan günün değerlendirmesi toplantısında, Esmeray'ın bugünki oyunu, Haluk IŞIK tarafından uzun ve detaylı bir pozitif eleştri konuşmasıyla sağlam (ve bence haklı)

övgüler alacak ve bu konuşma alkışlanacaktı. Esmeray'ın bu oyunu sırasında ben de, kenarda Kil İşleri tezgahımı sonunda ilk kez kurmuştum ve en büyük ilgiyi ilk gün görmüştüm. Tiyatrolar Buluşması temalı kolyelerimin çoğu ve diğerlerinin de en güzelleri genelde bugün satılmıştı. Yine oyun çıkışında, Sığacık'ta keşfettiğimiz trambolinde bu sefer ben-Erhan-Gülsüm-Duygu kadrosuyla zıpladık ve yine dünki gibi otobüs kalkış saati çok yaklaştığı için, ayakkabımı giymeden çıplak ayakla Sığacık sokaklarında koşup son zıplayışımı otobüsün içine doğru yaptım.

 

5. Gün - 05.08.2010

 

Bugün, Ekmeksiz Plajı'nda, yani çadır-söyleşi-atölye-dinlence alanında, Orçun MASATÇI'nın Sokak Tiyatrosu Atölyesi'ne katıldım ve söyleşilerden de "Direniş ve Sanat" başlıklı; Tekel işçileri, Orhan AYDIN, Selçuk UYAN, Turgay TANÜLKÜ'nün konuşmacı olarak katıldığı söyleşiyi izledim. Bu arada atölye, söyleşi ve yemek vakitleri haricinde vaktim genelde birilerinin peşine takılıp muhabbet ederek, bir köşede kitap okuyarak veya bir plajdaki bir barın önünde ve gölgedeki, büyük yastıkların üzerine yayılmakla (bazen uyumakla) geçiriyordum. Bergama Kültür Sanat Vakfı'nın genel olarak "Zeki ve Metin'in kötü birer taklidi olmanın ötesine gidememiş" temalı yoğun negatif eleştri alan ve Bergama'nın da, "Biz de bir 'İsyan' gibi bi' oyun oynamak isterdik ama Bergama'da tiyatroya pek ilgi duymayan kitleye bundan ötesini verirsek hiç izlenmeyiz" gibilerinden bir yanıt verdiği, "Kabare" isimli oyunu Sığacık Kalesi'nde oynanan

akşam oyunlarından ilkiydi.. Ardından İzmir Yenikapı Tiyatrosu'nun "İsyan" isimli oyunu sahnelendi. Bendenizin de çok sevdiği bir oyun olan İsyan, gecenin sonunda sahildeki günün değerlendirmesi toplantısında büyük övgü aldı. Tabii ki öncesinde, aralarında ünlü yönetmen Çağan IRMAK'ın da bulunduğu Seferihisar seyircisinden de büyük alkış aldı. Sert bir politik oyun olan İsyan'ın sonunda, Yenikapı Oyuncuları'na plaket vermek için sahneye çıkan Çağan IRMAK, "Sizi polise şikayet edeceğim" şeklinde espri yaptı. Ve "Bence bu oyunu mecliste de oynamalısınız" diyerek, beğenisini dile getirdi. Ayrıca şahsi bir gözlemim: Oyun esnasında en çok alkış alan sahneler ABD'ye giydirilen sahnelerdi.

 

6. Gün - 06.08.2010

 

Volkan SEVERCAN'ın oyunculuk atölyesine katıldım. Ve, "Kambersiz düğün olmaz" misali; gün boyunca yapılan 3 söyleşiye de, arka arkaya katılım gösterdim. Çağan IRMAK'ın "Yönetmen - Oyuncu İlişkisi" üzerine, Esmeray'ın "Eşcinseller ve Sanat" üzerine ve malesef, şimdi bir türlü hatırlayamadığım (ama o gün 3 söyleşiye katıldığımı hatırlıyorum) 3. bir söyleşiye daha katılmıştım. Üçünü de keyif alarak dinlediğimi hatırlıyorum. Sığacık Kalesi'ndeki akşamki oyun ise Bilgi Üniversitesi'nin "Hayat Gülünce Güzel" isimli oyunuydu.

 

7. Gün - 07.08.2010

 

Son güne geldiğimizde genel bir yorgunluk hali gelmişti üzerime. 7 gün çadır hayatı yaşamaknın sadece benim için değil; pek çok kişi için zor gelmeye başladığını gözlemledim. 7 gün boyunca gerçekten dolu dolu ve büyük keyifle geçti benim için ve 10 gün de, 15 gün de sürse harika geçecek bir organizasyon gibi duruyordu ama bu akşamları eve dönüp rahat yatağımıza yatabildiğimiz değil; çadırda yattığımız, pek banyo yapamadığımız, boşaltım sistemimizi pek özgürce çalıştıramadığımız bir ortamda yaşadığımız için 7 gün biraz ağır geliyordu bence ve sanki 5 veya 6 gün sürse daha süper olacak gibiydi. Yine aynı yoğunlukta olsa, hiçbir şeyden eksik kalmasak ama bu Buluşma'nın 5.'sinin bir şekilde 5-6 güne sığdırılma imkanı olsa daha da şahane olabilir diye düşünüyorum. Kamp alanında bugün herhangi

bir söyleşiye katılmadım yanlış hatırlamıyorsam. Bunun yerine yumuşak-büyük yastıkların olduğu, rüzgarlı ve gölgeli o şahane alanda uyuyarak ve yine aynı alanda Gülsüm'ün Şirinler (yani Yenikapı Tiyatrosu'nun küçük kursiyerleri) ile olan dersine katılarak geçirdim. Şirinler'le şarkı söyleme sırası bana geldiğinde, Barış MANÇO'nun "Arkadaşım Eşek" şarkısını söyledik. Akşam Sığacık Kalesi'nde ise Tiyatro Simurg'un Can YÜCEL'i anlatan keyifli oyunu ve Galatasaray Ünicersitesi'nin, oldukça prodüksüyonlu bir dekora sahip oyunu olan "Gerçek Müfettiş Hound" isimli oyununu izledik. Oyunlar sırasında kenarda, tezgahımda olmama rağmen, malesef sağlıksal açıdan kendimi kötü hissettiğim için özellikle Galatasaray Üniversitesi'nin oyununa kendimi hiç veremedim. Oldukça acı çekiyordum. Bu 2 oyun ve oyunların sonrasında Uğur BARAN'a sahneden yapılan bir "İyi Ki Doğdun Uğur" sürprizi ve tebrikleri ile 4. Türkiye Tiyatrolar Buluşması sona erdi.

Bu sıcak yaz günlerinde bu uzun yazıyı yazmak biraz yorucu oldu; bu yüzden affınıza sığınarak teşekkür bölümünü sadece bir cümleye sığdırmak istiyorum: Emeği geçen herkese çok büyük teşekkürler.

Bora Şahinkara
13-15.08.2010

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !