Embed

MASKELERİN ARDINDA OYUNA DEVAM

 

Televizyon kötü bir şeydir, içindeki her şey de berbattır falan demiyorum elbette. Sadece ulusal kanallarda nasıl bir mantıkla yayın akışını dolduran programlardan, bu programların kitleler üzerinde nasıl etkilerinin olduğundan, neden bu programların nasıl da iyilik yapar gibi görünüp kötülük yaptığından bahsedeceğim.
 
Evlendiren, cinayet çözen, kayıp aile üyelerini bulan ve daha bir sürü derde deva olan televizyon programları; bir kişiye yardım edip, hayatını kurtarıp, bunu televize edip (ulusal kanalda afişe edip), aynı anda binlerce kişinin saatlerini, günlerini, hayatlarını öldürmüş olurlar. Tiksiniyorum elbette o programlardan. Boş boş duvara bakarak vakit geçirmek, o programları izlemekten daha faydalı vakit geçirmek olur bence. Bir gölden bir kaşık suyu kurtarıp, ellerinden geldiğince bütün gölü kurtardıklarını söylerler. "Türkiye'nin yanındayız, sizin yanındayız, halkımızı seviyoruz, bir derdiniz varsa Seda Ablanız'a gelin, Müge Ablanız'a..." falan diye bütün ülkeyi kucaklarlar. Zamanla magazin programlarında "Sabahların Esrası, Türkiye'nin Yardım Meleği, Halkın Güzin Ablası ekran dışında da iyilik yapmaya, toplum için çalışmaya ara vermiyor! Bir yardım kuruluşunun açılışında görüntülendi dün yine!" diye de anılmaya başlarlar üstelik. Bir halk kahramanı olup çıkarlar.
 
Ama aslında bu resim şöyle bir şeydir: 1 kişiye, 5 kişiye, 10 kişiye, 100 kişiye yardım edilir, bir 'iyilik meleği' resmi çizilmiştir. Ve bu televizyonda gösterilir. En çok izlenen kanallarda, yüzbinlerce, milyonlarca insanın televizyona baktığı zamanlarda bunların, bunların yapılış şeklinin afişe edilmesi, bireysel problemlerin ve bireylere yapılan iyiliklerin kitlelere izletilmesi kitlelerin zamanını çalmaktır. Bu söylediğime karşı verilecek cevabı duyar gibiyim: "Olur mu öyle şey. Bunları televizyonda yayınlamasak, senin nereden haberin olacak, bir sürü ihtiyacı olanın haberi olmuş oluyor. Böylelikle bize ulaşıyorlar ve onlara yardım ediyoruz. Zamanını daha değerli bir şeye ayırmak isteyen kişi izlemez, olur biter." Bir defa bu, para kazanmak için, nasıl da elinde milyonların izlediği, dünyaya direkt etki edebilen bir güç varken onu açıkça dünyanın hayrına değil, bireysel olarak kendi hayrına kullanmanın resmidir. Televizyonunda kitleler için biraz faydası olacak yayınlar yerine, kitlelerin kendilerini geliştirmemişliğinden faydalanıp, onların değişik bir şeyle tanışmadan, toplumsal dertleri değil de bireysel dertleri içeren yapımlar gibi beyinlerini hiç yormadan kendilerini zevkle o kanalların karşısındaki koltuklara bırakacağı yapımlar seçmesi ve çok izlenip, reklam alması, "İnsanların gelişiminden bana ne, ben kendimi ve ailemi zenginleştirip, kurtarmalyım. Zira bir tek benim çabamla mı kurtulacak bu dünya. Bu dünya öyle bir şey değil. Böyle gelmiş böyle gider. (Bu arada, bu çaresizlik hissiyatı da, 'sistem'in bireye gösterdiği, bireyi korkutarak inandırdığı koca bir illüzyondur)" düşüncesinin açık-net bir resmidir. Böyle patronların televizonlarında, yine kitlelerin alıştığı, uyum sağladığı düzen doğrultusunda programlar hazırlamayan televizyon işçileri olmak da, buna keza.. Hatta kendilerine sorsan kitlelere iyilik yaptığını, programlarında insanlara yardım ettiğini, tek başına ancak bu kadar insana yardım edebileceğini, yaptığı şeyin insanlara yardım etmeyi bir meslek haline getirip, bir yandan iyilik yaparken bir yandan da bundan para kazandığını söyleyecektir. Hatta büyük patronlar da, yine milyonların izlediği yardım programlarında, servetinden kendisi için küçük, insanlık için büyük bir rakam bağışlayarak o da kitlelere böyle yardım eder.. Bu yardımı yaparken, kameraların o anda kayıtta olduğuna, kendi adını ve şirketin duyulabilecek şekilde düzgünce telaffuz etmeye özen gösterir elbette. Aman ne iyilik melekleri, ne iyilik melekleri.. 
 
Ama hayır hayır, böyle böyle değil. Öyle böyle değil. Bunlar sadece aldatıcı bir resim. Yani 'ekranların iyilik meleği' olmak, yardım yayınlarında büyük bağışlar yapmak, iyilik yapmak, iyi olmak değil. İşte bu tam olarak düzenin kitlelere öğrettiği, kitlelerin bilinçaltına verdiği "iyilik yapmak", "iyi olmak" tanımı. Hani düzenin vücuda gelmiş, ağzı, dili olan çoğu büyüğümüz bize der: "Sen zengin ol, zengin olunca fakirlere bağış yaparsın, fakirlere yine yardım edersin." diye. Ama bu, düzenin gösterdiği "iyi biri olma" tanımı. Düzenin "iyi insan" diye tanımladığı insan, sokakta gördüğü fakire para veren, tek başına mahallesinde yemek verebildiği kadar kediye yemek verip, besleyen insandır. Bunu gizli yapan, iyi niyetli bir düzen insanıdır. Bu tip iyilikleri televizyonda yapan ise bu iyiliklerini televizyonda gösterip, bunun üzerinden bir de iyi paralar kazanan insandır. Ayrıca bu iyilikleri afişe etme kabalığının "iyilik meleği" gibi görünme ve düzene hizmet ederek, halkın bilinç altına "iyi biri olma" tanımının böyle bir şey olduğunu vermek gibi sonuçları vardır.
 
Şimdi gelelim bu "yanlış" dediğim şeylerin doğrusunun ne olduğuna.. Sokaktaki tüm fakirleri veya tüm kedileri tek başına tek tek kurtararak, açlıktan ölen insanların veya yardıma muhtaç canlıların nüfusunu sıfıra veya olabilecek en aza asla inmeyeceğini bilmek ve tüm bu iyi niyetli insanların bir araya gelip, bu eşitsizliğin, fakirliğin sona ereceği bir sistem için çalışmak esas gerçekçi bir şekilde "iyi biri olmak" veya "iyilik yapmak"tır. Yani önce kendini kurtarıp, sonra topluma yardım etmenin topluma hiçbir faydası olmaz; kendini feda etme ihtimalini bile göze alıp, toplumu kurtarmak için sistemli çalışılırsa topluma faydası olur. Ki o, "kendini feda etme", "idealler için aç kalma" olguları da yalandır! Normal bir yaşam standartını kabul edip, lüks yaşama karşı olan bir insan ve ayrıca bir de örgütlü olan insan öyle aç, açıkta falan kalmaz kolay kolay. Evet, hiç olmuyor değil ama aç-açıkta kalma ihtimali, ölme ihtimali hayatın her anında, her yerde var zaten.
 
Yani düzen, o televizyon programları ve bizim bilinçaltımıza verdikleri "Önce kendin zengin ol, sonra fakirlere yardım edersin" mantığı, örgütlenme karşıtı bir mantıktır. İnsanları bireyselleştirmeye, yalnızlaştırmaya iten ve böylelikle aynı fikirde bile olsa bir arada değil de, dağınık ve zayıf bırakan ve dağınık, zayıf, tek başınayken düzene karşı mağlubiyetler almasını sağlar. Eğer bu yazıyı okuyan sen, pek politik muhabbetler etmeyen biriysen, bak sana bile soğuk, gri, marjinal gelmiştir "örgüt" kelimesi. İnsanların yalnız olması ne kadar da normal ve aynı fikirdeki insanların bir araya gelmesi ne kadar da marjinalleştirilmiş. Halbuki "Kanarya Sevenler Derneği"ne üye olmak da örgütlenmektir mesela. İnsanlar ne kadar iyi niyetli olursa olsun, ayrı ayrı, fakirlere tek tek yardım ederek tüm fakirleri kurtaramazlar ve bu ayrıca sistemin de sürmesini sağlarlar. Bu sistem sürdükçe de, yığınlar fakir olacaktır, fakirler bitmeyecektir. Bir avuç zengin, bir çok fakire yardım ederek kendi vicdanlarını rahatlatacaklar, dışarıya iyilik yapıyormuş gibi görünecekler, insan kurtarıyormuş gibi gözükecekler ama sistemin değişmeden sürüp, gitmesine katkı sağlayarak bunu yaparken, bir yandan sayısız yeni fakirin sürekli çoğalmasına sebep olacaklardır. Ama kendilerini zengin edecek hareketlerden vazgeçip, yaptığı o tip iyiliklerle de kendilerini kandırmaktan vazgeçip; ancak gerçekten iyi niyetli olup, tüm iyi niyetli insanlarla bir araya gelip, yeni bir sistem, eşitlikçi bir sistem kurmaya çaba gösterirlerse o zaman fakirlerin nüfusunu ciddi bir şekilde azaltır ve hatta fakirlik olgusunu ortadan kaldırır. Yani gerçekçi bir şekilde iyi olmak basit: Fakirleri kurtarmaya çalışma; o fakirleri ortadan kaldıracak sistemi ortaya koymaya çalış. (Tabii ki fakirleri öldürmekten bahsetmiyorum. Eşitlikçi bir sistemin gelmesinden bahsediyorum.)
 
Doğru tarafta yer alması için, gelir düşeyi düşük veya orta kararda olan yığınları geliştirmek yerine onları 'kullanarak' zengin olmaktan vazgeçmeleri gerekir. Yani o tip televizyon programları yapmaktan. 

Sonuç olarak televizyon kötü bir şeydir, içindeki her şey de berbattır falan demiyorum elbette. Sadece ulusal kanallarda nasıl bir mantıkla yayın akışını dolduran programlardan, bu programların kitleler üzerinde nasıl etkilerinin olduğundan, neden bu programların nasıl da iyilik yapar gibi görünüp kötülük yaptığından bahsetmek istedim. Ulusal kanallardaki onlarca gündüz kuşağı programı formatında, yarışma formatında, dizi formatındaki yapımların neden beni tiksindirdiğini bu şekilde açıklayabilirim.






Bora ŞAHİNKARA
7 Kasım 2011





 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !