Embed

ROCK'N ROLL DURUŞ: BEYAZ BUYSA SİYAH BENİM

Modern yaşamının eskisi kadar basit kalmayıp sürekli daha komplike hale gelmesi gibi, "rock'n roll" kavramı da elbette Elvis PRESLEY'den (onun o ritmik müziğini hayal edelim burada) ibaret kalmayacaktı.. Zaman içinde ortaya çıkmış tüm rock ve metal türleri "rock'n roll" başlığının alt dallarıdır. Yani her anlamda, mevzu "sallan ve yuvarlan"dan ibaret kalmamıştır.

Her şeyden önce rock'n roll'u -kendi içinde dallanıp budaklanmış- bir 'sanat akımı' olarak algılamanızı isterim. Futbolun nihayetinde bir spor olduğunun unutulmaması , "futbol" kavramının abartılmaması ve bilinçli bir şekilde (kitlelerden para kazanmak, uyuşturmak, yönetmek gibi amaçlarla) futbolu abartarak sunanlara da pabuç bırakılmaması gerektiği gibi rock'n roll da bazı açılardan abartılarak algılanmamalıdır. Nihayetinde bu sadece hayatının fon renginin siyah olmasını tercih etmektir. Özünde zevk meselesidir; yoksa, rock'n roll duruşları ve ötesini başka temalar içinde de hayli hayli sergilemek mümkündür.

Peki ya şu anda rock'n roll dünyasının büyük bir bölümünü oluşturan 'metal' müziği ve kültüründe giysilerde ağırlıklı olarak mevcudiyetini sürdüren siyahın aynı zamanda bu sanat akımının en başlarındaki halini ortaya çıkarmış olan insanların derisinin rengi olduğunu biliyor muydunuz?.. O halde, önce kabaca bu kültürün hikayesini anlatıp, sonra da karanlık öğelere değinmek istiyorum.

Amerika'ya köle olarak getirilen ve pamuk tarlalarında çalıştırılan siyahiler, dinlendiği zamanlarda ellerine bir gitar alırlarmış. Karşılıklı iki gitarlı adamdan biri tıpkı müzikal bir cümle gibi 3-5 saniyelik bir melodi ortaya atar gitardan ve karşısındaki hem o melodiyle uyumlu (mesela o melodinin bittiği notadan başlayan) hem de o melodiye adeta bir cevap gibi kulağa gelen karşı bir melodi çalar. Böyle bir soru-cevap veya müzikal bir diyalog gibi bir temeli olan bu gitarlı müziğe "Blues" denir ve bugünkü tüm rock ve metal türlerinin ilk hali "blues"dur. Siyahiler Amerika'ya getirilirken, blues kültürü de siyahilerin yanında, Afrika'dan gelmiştir. Hikayeyi kabaca, basitçe sürdürmek gerekirse; soru-cevap melodikliğinin altındaki ritm hızlanmış, netleşmiş ve rock'n roll ortaya çıkmıştır. Önce Amerika'da, sonra da tüm dünya çapında ilgi gören bir müzik tarzı haline gelmiştir rock'n roll. Elektro gitarın icadı, Avrupa varoşlarındaki ezilen kesimin hayata karşı olan isyanı ve bunu müzikal açıdan da 'güçlü' bir şekilde söylemeye doğru meyletme, "heavy metal"i Avrupa'da doğurmuştur. Bu konuda rock'n roll dünyasında uzlaşılan tek bir doğru olmasa da büyük bir kesim tarafından kabul edilen ilk heavy metal grubu, İngiltere ülkesinden "Black Sabbath" grubudur. 

Ve heavy metal'e geldiğimize göre heavy metal ile birlikte hem şarkı sözleri hem görsellik anlamında, yani duruş anlamında bu sert müziğin içine giren karanlık öğelere de gelmiş olalım. Sade vatandaşın sokakta siyah giyinen insanlara bazen sorduğu "Şimdi sizin bu tarz ne oluyor?", "Anlamı var mıdır bunun?", "Neden siyah giyiniyorsunuz?" gibi sorulara da cevap vermiş olalım hatta. Bu noktada heavy metal'in bir sanatsal üslup olduğunu tekrar hatırlamakta yarar var. Eline gitar-bas-davul almış, hayatı sorgulayan, sistemi eleştiren, güçlü sesli bir müzik ortaya çıkaran bu insanların sanatsal üslubunda karanlık, korku, şiddet barındıran; çarpıcı, şoke edici, tabulara saldıran bir kültür ortaya çıktı. Ben bunu "Melek buysa, şeytan benim" cümlesiyle açıklıyorum. Bu sanatsal üslubun kendini özdeşleştirdiği şeytani tavır bir illüzyondur elbette (Sadece sahnedeki gösteride kalmayıp, sosyal hayattaki duruşa -dış görünüş olarak mesela- kadar yansıtılabilinen bir sanatsal ifade biçimidir bu). Tıpkı beyaz yakalı, temiz giyimli, traşlı olan ama dünyayı düzeltmek için bir çaba göstermeyip de sistemin çarklarına uyum sağlayanların pek de farkında olmayarak yarattığı 'normal', 'sıradan', 'iyi', 'olması gereken', 'uysal', 'melek' gibi bir gülümseyen surat illüzyonu gibi. Birileri sistemi sorgulatmadan yürütmeye özen gösteren baskıcı ebeveynler gibi. 
"Düzgün giyin ki, işe alalım ve yaşamını sürdürebil"; "yaygın olan dini sorgulama ki toplumdan dışlanma"; "siyasi olaylara karışma ki başına bir şeyler gelmesin" şeklinde bir sistem var. Bu sistemin neferi olmak için temiz yüzlü, derli toplu bir dış görünüş şart; cennet vaatleri, huri, melek imgelerini kullanmak şart. Yani özünde kötü olan bu insanlar nedense görüntü olarak melek gibi. İşte rock'n roll duruş da bunun tersi. Kalıplaşmış olarak insana sunulan, sorgulanmaması tembih edilen şeyleri eleştiren, sorgulayan ve tepki gösteren, yani dünya için esas iyi olanı yapan ve özünde iyi bir duruş sergileyen bu insanlar da ironik bir şekilde şeytan maskesi takarak eleştirmişlerdir bunları. Tüm o sertlik bir sanatsal üsluptur aslında. O duruşun bir "poz kesme"ye dönüşmesi; 'gerçek hayat'a da yansıtılabilen o giysilerin birer "forma"ya dönüşmesi; çarpıcı, şoke edici, görsellikle de desteklenen, şiddet öğeleri, kan, korku öğeleri gibi şeylerin kullanıldığı bu anlatım dilinin gerçekten şiddete dönüşmesi de bu işin dejenerasyonudur.

Bu işin Türkiye ayağındaki dejenerasyonu ise büyük çoğunlukla hiçbir tabuya saldırmamaktır. Sebebini bana sorarsanız derim ki: Çünkü Türkiye, 
düşünce özgürlüğü olmayan, faşist bir ülkedir ve genelde müzikte, beste yapıp bir duruş sergileyecek yaşa gelmiş grupların elemanlarının büyük çoğunluğu en basitinden, önce "okul", sonra da "askerlik" tornasından geçip, devlet tarafından tam olarak şekil verilemese de, keskin köşeleri törpülenmiş bir şekilde toplumun içine salınmıştır askerlik döneminden sonra. Böylesine baskıcı kamplardan geçtikten sonra da, hapse girmeyi göze alacak pek rock'çı, metalci olmuyor tabii Türkiye'de. Halbuki rock'n roll duruş sert, cesur, dibine kadar giden, çarpıcı karakter özelliklerine sahip bir akımdır. Hatta ben kendi hayatımda herhangi bir konuda cesaretle kendimi riske attığımda "Ben zaten rock'n roll bir adamım" diye esprisini yaparım bunun. 

Müzikal açıdan ve duruş açısından çeşitli akımlar ortaya çıkmıştır; özellikle 80'lerden itibaren. "Karı gibi giyinme lan" duruşuna karşı feminen görüntü olayının dibine kadar giden ve tıpkı kokoş kadınlar gibi görüntülere bürünen "glam metal"; "bu gitar ritmleri ve gitar soloları daha da hızlı olabilir!" gibi bir müzikal duruşa ve "savaş karşıtı/ antimilitarist" şeklinde de düşünsel duruşa sahip olan "thrash metal"; derdi daha çok dinlerle olan, korkunç, şeytani görünümün dibine vuran ve müzikal anlamda da özellikle brutal vokallerle 'karanlık atmosfer'in ön planda olduğu bir duruşa sahip olan "black metal" gibi...

Bu akımların hepsinin genel ismine "rock'n roll dünyası" denir. Bu, her şeyden önce sanatsal bir üsluptur. Bu sanatı icra edenlerin yanı sıra bu müziğe ilgi duyanların da hayatlarında görüntü ve duruş olarak, bu sanatsal üslubun destekleyicisi olarak grup tişörtü giyme imkanı vardır veya dış görünüşünde bu kültürün bazı akımlarının makyajlarını veya (erkekler için) feminen, karanlık veya marjinal görüntüsünü kendi dış görünümü için seçip, adeta bu sanatsal duruşu müzikal olarak değil de, duruş olarak, kendi hayatlarında da sergileme imkanına sahiptirler. Gayet ekstrem müzikler dinlenebilir, ekstrem dış görünüşlere de sahip olunabilir ama her konuda "ben metalciyim", "ben rock'n roll'um" kimliğini üzerine yapıştırıp da, bu işi "poz kesme"ye döndürmeye gerek yoktur. Müzik icracısı 
olarak müziğin sertliğine olan yumuşatma çabalarına, bireysel olarak da dış görünüş gibi konularda dışarıdan gelen yumuşatma, sadeleştirme çabalarına karşı bir santimetre bile taviz vermemeliyiz kesinlikle bence. Bu ayrı ama "metalcilik" olayını bir poz kesme olayına dönüştürmek, bir takım metalci kültür ritüellerine uymak zorunluluğu varmış gibi hissetmek türünden şeyler bir dejenerasyondur. "Maksat sertlik olsun" değildir; ifade etme ihtiyacı hissedilen bir şeyi sert müzikle, sert duruşla, sert görüntüyle (bir erkeğin feminen görüntüsü de 'sert' bir görüntüdür), sert imgelerle anlatma tercihidir. Bu işte havalı olan, değerli olan duruş "sertlik" değildir; doğru, iyi, dolu, değerli bir ifadeyi; sert imgelerle, sert duruşla, sert müzikle, sert görsellikle estetik bir şekilde ifade eden duruş sağlam bir duruştur, değerli bir duruştur. Bireysel olarak yaşam içerisinde bu duruşu müzikal zevk olarak, dış görünüş olarak yaşamayı tercih etme konusunda da bu böyle. Önemli olan en sert müziği yapanı sevmek, "en marjinal ben görünüyorum ve böylelikle topluma orta parmak göstermiş oluyorum" demek, sert hareketler yapmak değil; önemli olan altı dolu sert hareketler yapmak veya her insan duruşunun özünde olması gereken zaten iyi insan olmak, doğru insan olmak, en doğru, en iyi duruşları sergilemeye çalışmak, dünyadaki düzeltilmesi gereken şeyler konusunda susmamak ve hiçbir şey yapmadan durmamak ve sairedir. Rock'n roll kültürü sadece bu tavırları ifade etmek için sanatsal bir duruştur. Önemli olan o iyiyi, doğruyu anlatmak ve yapmaktır; bu, sanatla ifade edilecekse herhangi bir sanatsal üslupla ifade edilebilir ve bunu yaparken sürekli beyaz gömlek giymek de tercih edilebilir. Yani rock'n roll sadece bir zevk meselesidir, bir tercihtir. Bu duruşun iyi veya kötü bir şey olması tamamen bireye bağlıdır diyebilirim.


*

Not: "Şimdi sizin bu tarz ne oluyor?" sorusunun cevabına tane tane cevap veren keyifli bir belgesel olarak Sam DUNN'ın "A Headbanger's Journey" isimli belgeselini tavsiye edebilirim. Türkiye'deki ismi "Bir Metalcinin Yolculuğu"dur.



28.08.2010
Bora ŞAHİNKARA

"Halkın Takımı" dergisi, 15. sayıda yayınlanmıştır.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !