Zorunlu askerliğin kaldırılmasından yanayım. Çünkü Türkiye’nin %100 profesyonel bir ordu ile çok daha iyi savunulabileceğini düşünüyorum. Üstelik profesyonel bir ordunun çok daha ucuza geleceğinden ve darbe-muhtıra dönemini de kapanacağından eminim. Neden?
Paralı askerlik konusunu tartışmaya açtığımızda öğretmen Umut Bey şöyle diyordu:
“Dershane sahibi bir ögretmenim…günde ortalama 12-13 saat çalısarak buralara geldim…bana babamdan sadece borc kaldı… su anda 14 ogretmene maas veriyorum…vergimi duzenli olarak yatırıyorum…butun ogretmenlerimin SSK'larını primlerini aksatmadan yatırıyorum…devletim benden para kazanıyor… dershanecilik sektoru oyle bir sektor ki birakın 3-4 ayı 1 ay uzak kalırsanız butun cevrenizden olursunuz…eger isleri gucleri bırakır askere gidersem dersane mi kapatmak zorundayım…bu devlet bu krizde hic mi calısan insanları dusunemiyor??
su anda 33 yasına geldim bu bedelli cıkmadıgı durumda gercekten cok zor gunler beni bekliyor…üstelik evliyim ve 1 oğplum var.artık psikolojim bozuldu bunları her gun dusunmek beni yasadıgım vatanımdan sogutmaya basladı…bundan 10 yıl once boyle bir vatana sahip oldugum icin gurur duyan bir bireydim….artık”
600 bin genç insanı silah altına almak, onlara üniforma, yiyecek, giyecek sağlamak büyük bir masraf. Ama bundan çok daha pahalıya patlıyan bu kadar insanın eğitim ya da iş hayatının aksaması.
Bırakın 18 ayı, 7-8 ay gibi bir sürede bir insan kendisi veya ülkesi için ne yapabilir?
- 1) Bir yabancı dili çok iyi derecede öğrenebilir,
- 2) Muhasebe, bilgisayar programlama gibi meslekî bilgi edinebilir,
- 3) Yüzlerce insana okuma-yazma öğretebilir,
- 4) Binlerce ağaç dikebilir.
Bizim ülkemizde ise 600 bin insan her yıl ellerinde tüfekle dağlarda koşuyor: “Yaylalar yaylalar..”. Buradaki tutarsızlığın, iş gücü kaybının altını çizdiğimiz için geçen sefer bizi “vatan haini - ordu düşmanı” olmakla itham edenler oldu, neyse ki az sayıdaydïlar. Türk ordusu özelleştirilebilir mi? makalesine yorum yazan bir çok okurumuz ülke savunmasının yeniden düşünülmesi gerektiğini söylediler. Türkiye’nin daha iyi savunulmasını istemek, potansiyel düşmanlarımızı caydırmak, müttefiklerimize daha fazla güven vermek herhalde vatanseverlikle daha fazla bağdaşır.
Nasıl bir orduya ihtiyaç var?
600 bin asker ile oluşturulacak bir “etten duvar” akıllı bir strateji değil. Artık değil. Soyu 1800′lerde tükenmiş endüstriyel bir topyekün savaşa hazırlanmanın kimseye faydası yok. Endüstri devrimi biteli asırlar oldu. Savaşlar artık bölgesel değil küresel. Yani Türkiye’yi tehdit edebilecek bir unsur Kandil dağında bulunabileceği gibi Güney Afrika’da da olabilir. Silahların ve gözetleme sistemlerinin menzilleri onbinlerce kilometre ile ölçülüyor. Süper güçler çoktan beri stratejilerini kıtalararası operasyonlar yapabilen savaş araçları üzerine oturttular. Daha 1980′lerde İngiltere’den kalkan bir F-111′in Akdeniz’i geçip Libya’yı vurduktan sonra yine üssüne geri döndüğüne tanık olduk. Nükleer enerji ile işleyen, yakıt ikmali yapmadan aylarca denizde kalabilen denizaltılar, uçak gemileri yine onyıllardır okyanuslarda. Kıtalar arası füzeler hem menzilleri hem de tahrip güçleri itibariyle yine ulusal savunma kavramını yok eden unsurlar.
Artık bir ülkenin kara sınırlarının korunmasının hiç bir anlamı yok. Küresel bazda Türkiye’nin çıkarlarını savunamadığımız takdirde şehit-gazi edebiyatıyla ancak kendi vatandaşlarımızı avutabiliriz.
Diğer yandan askerî operasyonları ekonomik ambargolardan, medya savaşlarından, propaganda ve beyin yıkama operasyonlarından ayrı düşünmek de imkânsız hale geldi.
Bu koşullarda:
- 1) “Cerrahî” operasyonlar yapabilecek,
- 2) Diplomatlarımızla, gizli istihbaratımızla eşgüdüm içinde hareket edebilecek,
- 3) Finans, kitle iletişim, bilgi-işlem uzmanları çalıştıran,
bir orduya ihtiyacımız var. Belki 50-60 bin kişilik vurucu bir güç.
Manevra kabiliyeti yüksek, dünyanın her yerinde operasyon yapabilecek, görünmeden ve kayıp vermeden üssüne geri dönebilecek, yüksek teknolojiyle barışık bir güç. Kendi basın büroları, haber ajanslarıyla dezenformasyon savaşlarında geride kalmayacak bir güç.
Elbette bu kadar “akıllı-uzman” bir ordunun mensuplarının zorunlu hizmet kapsamında orduya dahil edilmesi düşünülemez. Nasıl zorla beyin cerrahı ya da pazarlama müdürü olunmuyorsa zorla asker de olunamaz. Gelecekteki askerlerimizin hem gerekli yeteneklere sahip hem de iyi maaş alan profesyoneller olması gerektiği aşikâr.
Darbe-Muhtıra dönemi bitebilir!
Türkiye’de ciddî bir sorunumuz var. Bir meslek grubu olan askerler bazen kendilerini “ülkenin hakikî sahibi” zannediyorlar. Yani doktorlar, öğretmenler ya da çiftçilerden daha önemli olduklarını vehmediyorlar. Bunun neticesinde akıllarına estiğinde meslekî bilgilerini ve aletlerini kendi halklarına karşı kullanıyor, hükümet deviriyorlar.
Peki biz bu sorunun üstesinden niçin gelemiyoruz? Neden doktorlarımız herkesi virüs bulaştırmakla tehdit etmiyor veya oduncularımız baltalarıyla bizi kesmiyor da askerler tanklarıyla hükümet deviriyorlar?
Darbe zihniyetinin en önemli kaynaklarından biri zorunlu askerlik sistemi. Çünkü Türk milletine hizmet etmesi gereken bütün kurumlar sivil otoriteye hesap verirken ordu bunun dışında kalmış. Çünkü ordu nerede başlıyor, nerede bitiyor belli değil. Askerî okul mezunu, tecrübeli, yüksek rütbeli bir subaydan tutun da acemi ere kadar yüzbinlerc insan ordu mensubu. Böyle olunca oğlu askerde olan bir aile kendini “camiadan” zannediyor, orduyu daha güçlü kılabilecek bir eleştiriden kaçınıyor.
İslâm’da şehitlik ve cihad, Osmanlı’da ordunun ve Yeniçeri isyanlarının yeri, Türk millî kimliğinin inşası, Kemalizmin ulus-devlet projesi gibi tarihsel ve dinî eksenlerde de ele alınabilir bu konu.
Ama bugün karşı karşıya olduğumuz bir gerçek var ki Türkiye’nin vatandaşları ile ordusu sağlıklı bir iliski içinde değil. Yani kendi askerlerimiz ile hizmet veren-hizmet alan biçiminde bir ilişki kurabilmiş değiliz:
- 1) Ordu bizi hizaya getirmek istiyor,
- 2) Postmodernizme karşı olduğunu beyan edip felsefi bir duruş sergiliyor,
- 3) AB veya ABD konusunda dış ploitika yapıyor,
- 4) Kadınların başörtüsüne karşı çıkıyor,
- 5) Gazilik ve şehitlik payesi dağıtırken namaz kılanlardan laiklik adına rahatsız oluyor,
- 6) Askerî mahkemelerde sivilleri yargılıyor,
- 7) Vs.
Özetle yurt savunması dışında bir çok konuda ordu mensupları faaliyet gösteriyorlar. Bütün bunlar yani “göz bebeğimiz, etle tırnak, ayrılmaz bütün…” söylemleri darbeleri ve muhtıraları mümkün kılan zihniyetin arka planını oluşturuyor.
Bu sebeple zorunlu askerliğin kalkması askerlerimizi tıpkı doktorlarımız, itfayecilerimiz veya çiftçilerimiz gibi “normal” bir duruma getirecek. Görevini iyi yapan askerler ödüllendirilecek, hata yapanlar da kolayca cezalandırılacaktır.
Böyle bir Türkiye’de ordunun saygınlığının daha da artacağından eminiz. Ordu mensuplarına yönelik haksız eleştiriler kendiliğinden silinip gideceğinden askerlerimiz yurt savunması gibi önemli bir görevi daha da iyi yapabileceklerdir.
Mehmet YILMAZ (Mart 2009)
Kaynak: http://www.derindusunce.org/2009/03/19/zorunlu-askerlik-kalkarsa/